Seyahat

Havalar yavaş yavaş ısınıyor, bahar kendini hissettirmeye başlıyor. Doğanın uyanışını takip etmek, mevsimin getirdiği o kısa ama etkileyici güzelliğin peşine düşmek için en güzel zamanlardan biri. Nisan ayında şehir parklarına serpiştirilen laleler, kusursuz bir düzen içinde planlanmış bir bahar manzarası sunuyor. Ama asıl hikâye, biraz uzaklaştığında

Dünyanın en hızlı trenlerinden birine binip birkaç saat sonra bambu ormanlarında yürüyebileceğin kaç ülke vardır? Biraz düşününce Japonya’dan bahsettiğimizi kısa sürede anlamışsındır. Örneğin, Tokyo ile Kyoto arası yaklaşık 450 kilometre. Japonya’nın saatte 300 kilometreyi aşan hızlara ulaşabilen ünlü tren ağı “Shinkansen” ile bu mesafe sadece 2 saat 15 dakika sürüyor. Aynı

Şubat ayında Kuzey İtalya’da kış bir başkadır. Dolomitler’in keskin zirveleri bembeyaz bir örtüyle kaplanır, dağ kasabalarında şömine dumanı, sıcak içecek ve pizza kokusu havaya karışır. Pistlerde hareket, köylerde huzur vardır. Tam anlamıyla aktif ama dinlendirici bir kış tatili atmosferi hâkim olur. Üstelik bu rota sadece kayakla sınırlı

Ocak ayı Balkanlar’da kışın en çarpıcı hâliyle yaşandığı zaman: soğuk keskin, hava sert. Sokaklar, Avrupa’nın büyük şehirlerindeki gibi kalabalık değil. Türkiye’ye yakınlığı sayesinde Bulgaristan, bu dönemde kısa, gösterişsiz ama karakteri olan bir kış kaçamağı arayanlar için sessizce öne çıkıyor. Bu rotada Ocak ayı için iki güçlü

Aralık ayı Konya’yı bambaşka bir şehir hâline getiriyor. Hava kuru ve soğuk, sokaklar sakin, hafif bir sis her şeyin üzerine ince bir tül gibi düşüyor. Şeb-i Arûs haftası yaklaştıkça şehirde farklı bir ritim beliriyor; insanlar Mevlânâ’yı anmak, onun felsefesini derinden hissetmek için dergâh yollarına düşüyor. Mevlana

Toprağın ateşle biçimlenip rüzgârla yoğrulduğu diyar olan Kapadokya, ilk bakışta rüya gibi görünür. Gökyüzüyle yerin arasında süzülen balonlar, sabahın ilk ışıklarını karşılayan vadiler, taşın içinde yankılanan tarihle dolu bölgeye adım atan herkes, yeryüzünde başka hiçbir yere benzemeyen bir yerde olduğunu hisseder. Doğanın sabırla yarattığı Kapadokya coğrafyası,

Bolu Yedigöller, doğanın en cömert yüzünü gösterdiği nadir bölgelerden biri. Yeryüzündeyken cennette gibi hissedeceğin bu özel alanda, doğanın tüm renklerini bir arada bulabilirsin. Ormanların arasında yedi gölün huzur verici manzarası, tertemiz havası ve sessizliği ile şehir hayatının stresinden uzaklaşmak için ideal bir kaçış noktası. Yedigöller, doğal

Karadeniz’in kıyısında, sisle buluşan dağların eteğinde bir şehir: Trabzon. Geçmişten bugüne önemli bir liman kenti, merkezinde ne kadar yapılaşma olsa da yaylalarıyla doğanın nimetlerini cesurca sunan bir coğrafya… Şehrin kimliği, horonun ritminde, hamsinin bereketinde ve tarih boyunca şekillenmiş çok kültürlü bir hafızada saklı. Trabzon’u anlamak için bir

Sıcaktan bunaldıysan, hamam gibi olmuş deniz suyunu tercih etmiyor ve plaj kalabalığından uzaklaşmak istiyorsan, senin için serin sularına kendini bırakıp huzur bulacağın doğal noktaları bir araya getirdik. Ağustos ayı geldiğinde Türkiye’nin pek çok yerinde, özellikle güney bölgelerinde termometreler 35 derecenin üzerine çıkıyor. Bu bunaltıcı sıcaklık, sahil

Doğa severlere doğaya çıkış yolu açmak ve buradan aldığı ilhamla stil önerileri, ipuçları ve çok daha fazlası ile
 The Moose Blog
 şimdi sizlerle

Bizi Takip Edin